YARAYI BESLEYEN ZİHİN

“Bir şey ortaya çıktığı zaman onun mevcudiyetini kabul etmeli ve doğasının derinlerine bakmalıyız. Derine baktığımız zaman bunun ortaya çıkmasına yardım eden ve onu sürdüren besin türlerini keşf ederiz.” Buda Bizi mutluluğa ve acıya yönlendiren dört besin türü vardır: yenebilen yiyecekler, duygusal izlenimler, niyet ve bilinç. Yediklerimiz ve içtiklerimiz fiziksel acıyı yaratabilir.Sağlıklı olanla zararlı olanı ayırt etmeliyiz. Acının çoğu dikkatle yenmekten gelir. Bedenimizin ve ruhumuzun sağlığını koruyacak şekilde yemenin yollarını öğrenmeliyiz. İkinci tür besin duygusal izlenimlerdir. Altı duyu organımız-gözler, kulaklar, burun, dil, beden ve zihin duyu nesleriyle sürekli temas halindedir ve bu temaslar bilincimiz için besin olur. Bir dergideki yazılar, şiddet içeren filmler, tüketime yönlendiren reklamlar zehirleyici olabilir. Dikkat üzerine uygulamak yapmak neyin hafif ve huzurlu hissettirdiğini; beyin kaygılı , depresyon içinde hissettirdiğini fark etmemize yarar. Üçüncü tür besin irade, niyettir. İrade tüm edimlerimizin temelidir.İçimizde bizi mutlu edeceğine inandığımız şeye doğru iten güçlü bir enerji vardır. Peşinde koştuğumuz mülk, zenginlik, ün, ilişkinin mutluluğumuza engel olabileceği konusunda iç görü kazanmayı öğrenmeliyiz. Dördüncü tür besin bilinçtir. Bilincimiz bizim geçmişteki edimlerimiz ile aile ve toplumumuzun geçmiş edimleri tarafından ekilen tüm tohumların bileşimidir. Her gün düşüncelerimiz, sözlerimiz ve edimlerimiz bilincimizin denizine akar ve bedenimizi, zihnimizi, dünyayı yaratır. Bilincimiz sevgi, şefkat, sevinç ve vakar olan Dört sınırsız Zihni’i uygulamak ya da nefret, cehalet, şüphe ve gururla besleyebiliriz. Bilincimizin tükettikleri yaşamımızın özü olur. Yuttuğumuz besinlere çok dikkat etmeliyiz. 
Buda bunu resmetmek için başka bir dramatik imgelem 

muştur: “Tehlikeli bir katil yakalandı ve kralın önüne getirildi ve kral onu hançerlenerek ölüme mahkum etti. ‘Onu avluya götürün ve bedenine üçyüz keskin bıçak sokun.’ Öğle vakti bir muhafız şöyle bildirdi, ‘Majesteleri, hala yaşıyor!’ Kral dedi ki, ‘Üçyüz defa daha hançerleyin.’ Akşam muhafız krala yine ‘Majesteleri, hala ölmedi’ diye bildirdi. Kral üçüncü bir emir verdi, ‘Krallıktaki en keskin üçyüz bıçağı saplayın.’” Sonra Buda şöyle dedi, “Biz de genellikle bilincimizle böyle uğraşırız. Bilincimize zehir aldığımız her seferinde bu kendimizi üçyüz keskin bıçakla hançerlemek gibidir. Acı çekeriz ve acımız etrafımızdakilere yayılır.”

Birinci Yüce Gerçeğin ilk dönüşünü uyguladığımız zaman acıyı acı olarak kabul ederiz. Eğer zor bir ilişki yaşıyorsak, “Bu zor bir ilişki” diye kabul ederiz. Uygulamamız, ıstırabımızla, acımızla birlikte olmak ve ona iyi bakmaktır. İkinci Yüce Gerçeğin ilk dönüşünü uyguladığımız zaman acımızı neyle beslediğimizi görmek için acımızın doğasının derinlerine bakarız. Acımıza katkıda bulunan son bir kaç yılı, son bir kaç ayı nasıl yaşadık? Aldığımız besinleri tanımalı ve teşhis edip gözlemlemeliyiz, “Böyle düşündüğüm, böyle konuştuğum, böyle dinlediğim ya da böyle edimde bulunduğumda acım artıyor.” İkinci Yüce Gerçeği uygulamaya başlayana kadar kendi mutsuzluğumuzdan dolayı başkalarını suçlama eğilimindeyizdir.

Derinlemesine bakmak, derinlemesine yaşamak cesaret ister. Eğer isterseniz bir kağıt kalem kullanabilirsiniz. Oturma meditasyonu sırasında, eğer acınızın bir nedenini açıkça görebilirseniz yazın. Sonra kendinize şöyle sorun, “Bu acıyı besleyecek ve sürdürecek ne tür besinler aldım?” Aldığınız besin türlerini kavramaya başladığınız zaman ağlayabilirsiniz. Tüm gün boyunca gerçekten hazır olmak, tıpkı bir annenin bebeğini tuttuğu gibi acınızı kucaklamak için dikkat enerjinizi kullanın. Dikkat olduğu sürece zorluklarla yaşayabilirsiniz. Uygulama sadece kendi dikkatinizi, yoğunlaşmanızı (konsatrasyon) ve bilgeliğinizi kullanmak demek değildir. Bu yoldaki arkadaşlarınızın ve ustanızın dikkatinden ve bilgeliğinden de yararlanmalısınız. Bir çocuğun bile görebildiği, fakat bizim göremediğimiz şeyler vardır, çünkü kendi fikirlerimize hapsolmuşuzdur. Yazdıklarınızı bir arkadaşınıza verin ve bu konuda onun gözlemlerini ve içgörülerini sorun.Eğer bir arkadaşınızla oturup acınızın köklerini keşfetmeye kararlı 

Bir şekilde açıkça konuşursanız, eninde sonunda bunları açıkça görürsünüz. Fakat eğer acınızı kendinize saklarsanız her gün daha da büyüyebilir. Sırf acınızın nedenlerini görmek bile yükünüzü hafifletir. Buda’nın büyük öğrencilerinden biri olan Şariputra şöyle demiştir: “Bir şey ortaya çıktığı zaman, eğer bunun kökenini ve bunu besleyen besini anlayarak, gerçekliğin yüreğinde ona derinlemesine bakarsak, artık özgürleşme yolundayızdır.” Istırabımızı tanıyıp nedenlerini görebildiğimizde daha huzurlu ve sevinçli oluruz ve artık özgürleşme yolundayızdır.

İkinci Yüce Gerçeğin ikinci aşaması olan “Teşvik”te, acı çekmemize neden olan besinleri almayı kesersek gerçek mutluluğun mümkün olduğunu açıkça görürüz. Eğer bedenimizin yeme, uyuma veya çalışma şeklimizden dolayı acı çektiğini biliyorsak, daha sağlıklı şekilde yemek, uyumak veya çalışmak için yemin ederiz. Kendimizi acımızın nedenlerine bir son vermek için cesaretlendiririz. Ancak bunları aynı şekilde yapmama konusunda güçlü bir niyet besleyerek çarkı devinim içinde tutabiliriz.

Dikkat bizim durmamıza yardım edebilecek olan enerjidir. Şimdi aldığımız besinleri inceleyip hangilerini yemeyi sürdürüp hangilerine direneceğimize karar veririz. Oturup arkadaşlarımızla, ailemizle ve bir topluluk olarak inceleriz bunları. Yediklerimize dikkat etmek, bedenimizi ve zihnimizi korumak, ailelerimizi, toplumu ve çevreyi korumak bizim için irdelenecek önemli konulardır. Dikkatimizi acımıza yönelttiğimiz zaman mutlu olma potansiyelimizi görürüz. Acımızın doğasını ve çıkış yolunu görürüz. Buda’nın acıyı kutsal bir gerçek olarak adlandırmasının nedeni budur. Budizm’de “acı” sözcüğünü kullandığımız zaman, bize çıkış yolunu gösterebilecek tür acıyı kastederiz.

Dikkatli yürüme, dikkatli soluma, dikkatli oturma, dikkatli yeme, dikkatli bakma ve dikkatli dinleme gibi acımızla yüz yüze gelmemize yardım edebilecek pek çok uygulama vardır. Dikkatli bir adım bizim içimizdeki ve çevremizdeki güzelliği ve sevinci derinlemesine kavramamızı sağlayabilir. On üçüncü yüzyılda Vietnamlı büyük bir meditasyon ustası olan Tran Thai Tong şöyle demiştir: “Her adımla, gerçekliğin yüreğine dokunursunuz.” Eğer tüm gün boyunca dikkatli yürüme ve dikkatli dinleme uygulaması yaparsanız, işte bu eylem halindeki Dört Yüce Gerçektir. Acının nedeni görüldüğünde iyileşme mümkündür. Bize acı veren besinleri almaktan kaçınmaya yemin edince, sağlıklı besinleri almaya da yemin ederiz.

İkinci Yüce Gerçek çarkının üçüncü dönüşü olan “Kavrama”da, sadece yemin etmekle kalmaz, aynı zamanda acımıza neden olan besinleri almayı da gerçekten keseriz. Bazı insanlar acımıza son vermek için her şeyi — beden, duygular, algılar, zihinsel oluşumlar ve bilinci — kesmemiz gerektiğini düşünüyorlar, fakat bu doğru değil. İkinci Yüce Gerçeğin üçüncü aşaması “Acıktığımda yerim. Yorulduğumda uyurum” şeklinde tanımlanabilir. Bu aşama kavrandığı zaman belli bir hafiflik ve özgürlük kazanılır. Yapmak istenilen dikkat çalışmalarıyla uyum içindedir ve kişi kendisine ya da başkalarına zarar verecek hiçbir şey yapmaz.

Konfüçyüs şöyle diyordu: “Otuzumda kendi ayaklarımın üstünde durabiliyordum. Kırkımda artık hiç şüphe beslemiyordum. Ellimde yeryüzünün ve gökyüzünün fermanını biliyordum. Altmışımda yola karşı gelmeden istediğimi yapabiliyordum.” Zen geleneğinde otlayan on öküz resminin sonuncusu “Açık Ellerle Pazar Yerine Girmek” diye adlandırılır. İstediğiniz gibi gelip gitmekte özgürsünüz. Bu edimsizlik edimidir. Artık acı ortaya çıkmaz. Bu taklit edebileceğiniz bir aşama değildir. Bu kavrayış aşamasına kendi içinizde ulaşmanız gerekir.

On dokuzuncu yüzyılın sonunda Vietnam’da, usta Nhat Dinh, bir dağ kulübesinde yaşayıp yaşlanan annesine bakabilmesi için kraldan ulusal tapınağın başkeşişliğinden emekli olmak için izin istedi. Pek çok kraliyet mensubu ustaya teklifte bulundu ve başka bir tapınak kurması için ona yalvardı, fakat o büyük bir huzur ve sevinç içinde basit bir şekilde yaşamayı tercih etti. Bir gün annesi hasta düştü ve balık yemek istedi. Usta pazara gitti, satıcılardan balık istedi ve balığı dağa götürdü. Ona bakanlar, “Budist bir keşiş bir balıkla ne yapar ki?” diye sordular. Fakat Usta Nhat Dinh’in kavrayışına ulaşmış biri kurallara karşı gelmeden istediğini yapabilirdi. İkinci Yüce Gerçeğin üçüncü aşamasında sadece kendiniz olmanız gerekir. Biçim önemli değildir. Fakat dikkatli olun! Önce hakiki içgörü ve hakiki özgürlük olmalıdır.

 
 
 
 
BUDA'NIN ÖĞRETİSİ/THİCH NHAT HANH