TURNİKE ALTINDA YAŞAMAK
Sağlıkta “turnike uygulaması” diye bir kavram vardır. Uzuv kopması ya da durdurulamayan şiddetli kanamalarda, kan akışını kesmek için uygulanan hayat kurtarıcı bir boğucu sargı yöntemidir. Geniş, esnemeyen bir malzeme ile kanayan bölgenin üstüne (tek kemik üzerine) uygulanır, sıkıştırıcı bir cisimle döndürülerek kanama durdurulur ve süre not edilir (1,5–2 saati geçmemelidir).
Biz ise bu turnike uygulamasını hayatımızın içinde, kan kaybeden tüm hâllerimize uygularız. İlişkileri, durumları; kortizol seviyemizi yükselten, ruhumuzun çektiği sıkıntıları görmezden gelerek devam ettirmeye çalışırız.
Oysa kan kaybından ölmek üzere olan bir şeyi kurtarmaya çalışırken, kendimizi kaybettiğimizi fark etmeyiz.
Belki de mesele, neyi kurtardığımız değil; ne uğruna kendimizden vazgeçtiğimizdir.
Kan kaybından ölmek üzere olan bir ilişkiyi yaşatmaya çalışırız. Ötenazi yapma seçeneğini kullanmadan, sürdürmek isteriz. Bu, biraz da kültürel bir alışkanlıktır. “Sabret”, “düzelir”, “yola gelir”, “büyür, adam olur, yetişkin olur” diyerek kendi kul hakkımıza girer, yola devam ederiz.
Devam ettiğimiz o yolda, kendi kurbanlığımıza mazeret ararken, yolu değiştirmek için çaba göstermeyiz. O kadar bilindik bir hâle gelir ki bu…
Turnike yaparak, ufak tefek cinayetlerle, küçük bıçak darbeleriyle ruhumuzu, yaşama sevincimizi yavaş yavaş öldürürüz.
Venüs İkizler transiti ve Uranüs İkizler transiti etkisindeyken;
kan kaybından ölmek üzere olan tüm ilişkileri feda edip, kendimizi geri kazanma zamanı gelmiştir.