SAMAN SARISI İLİŞKİLER

İki gönül bir olunca samanlık seyran olur mu?
Olur mu, olmaz mı ben bilemem…

Ama annemin, babamın zamanındaki; sorumluluk alınan, el ele tutuşulan, “iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta birlikteyiz” denilen ilişkilerin yerini alan bugünün ilişki hâllerini takip ederken zorlanıyorum.

Kahve içmenin sonunun sevişmeye bağlanması, insanların birbirini hiç görmeden oradan buradan müstehcen şekilde yazışıp çizmesi, “günaydın”la başlayan mesajların bir anda +18 konuşmalara dönüşmesi… Sonrasında sevişmeyle gelen kısa süreli bir rahatlama ve ardından yeni “fast food” sevişmenin kimle yaşanacağına dair yeni bir arayış başlıyor. Bir önceki geceyi koynunda geçirdiğin insanı ghost’lamakla devam eden bir ilişkiler sarmalının içindeyiz.

Seviştiğiyle çıkmayanlar, çıktığıyla sevişmeyenler, kahvenin sonunda temas yoksa küsenler… İlişkilerimiz, adının ne olduğunu tam anlayamadığım yeni bir akımın içinde, freni patlamış bir araba gibi savruluyor.

“Çıkma teklifi” geri gelsin isteyenler ve benim gibi ilk date’ini anam babam usulü bir pastanede, bir muhallebicide yapmak isteyen kaç kişi kaldık acaba?

İki insanın birbirini tanıması için kaç buluşmaya ihtiyacı var? Buluşmalarda birbirimizin ne iş yaptığını sormadan, sadece karşımızdakini gerçekten tanımaya ayıracak vakti yaratabilir miyiz? Birini tanıyacak sabrı gösterebilir miyiz?

Kimsenin sabrı yok, biliyorum. Herkesin bir acelesi, daha fazla skor peşinde koşası var. Peki sabır göstersek, emek harcasak bir ilişki nasıl olur biliyor muyuz?

Aslında hepimiz ilişkilerden o kadar ağır yaralıyız ki, yaralarımızı sarmak için bu yüzeysel “fast food” ilişkilerin içinde vakit geçiriyoruz. Kendi kalbimizi korumak, bir daha kırılıp incinmemek için; ilişkileri de, kendimizi de fast food bir menü hâline getirip sunuyoruz.

Ama bu ilişkilerin içinde kırılmıyor muyuz?
Daha çok kırılıyor, daha çok inciniyoruz.

Her kadının ve erkeğin gizliden gizliye aradığı şey derin bir bağ kurmak aslında… Bu random ilişkilerin içinde, “belki bana da bu sefer denk gelir” ümidi kapının arkasında sessizce bekliyor.

Peki gönül gezdirmek yerine; üzülme, üzme, kırılma ve kırma riskini göze alsak ne olurdu? Karşımıza çıkan —tabii ki bize uygun— birini gerçekten tanımak için biraz dursak… Alan açsak… Bağ kurmayı denesek…

Belki o zaman “ilişki” dediğimiz şey yeniden emek verilen bir yere dönüşürdü.

Çünkü biz, ötekine değil; aslında ilişkinin kendisine yatırım yaptığımızın farkında değiliz. Kalbimizi kıran şey çoğu zaman beklentilerin karşılanmaması. Oysa ilişkiyi bir yatırım alanı olarak görüp, egoyu ve sürekli hesap yapan zihni aradan çektiğimizde; ortada hayal kırıklığı yaratacak bir savaş kalmıyor.

İnsana değil; birlikte yaratacağınız ilişkinin alanına, kalitesine, verimine ve tadına odaklanmayı öğrendiğimizde; random cinselliklerden ve ağızda buruk tat bırakan sabah kahvelerinden de yavaş yavaş uzaklaşacağız.

Çünkü bazı insanlar beden aramıyor…
Bazıları hâlâ gönül arıyor.

Nesliji