GÜRÜLTÜDEN KENDİME
Susuyorsam, Kaçtığımdan Değil; Kendime Döndüğümdendir.
Bazen öyle bir sessizlik hâline giriyorum ki kendi sesimi duymayı bile istemiyorum.
Çünkü biliyorum; sessizlik sadece huzur getirmiyor, bastırdıklarımı da çağırıyor.
Geçmişimin hayaletleri sanki sessizce peşimden geliyor.
“Ne zaman dönüp bize bakacaksın?” diye bekliyorlar.
Oysa bilmedikleri bir şey var:
Ben çoktan dönüp baktım.
O anıların, o kırılmaların, o yarım kalmış cümlelerin gözünün içine baktım.
Ve yanlarından geçip gittim.
Bazı yüzleşmelerimi kimse görmedi.
Kimse alkışlamadı.
Ama ben biliyorum.
Son birkaç gündür konuşma ihtiyacımın, o gürültü arayışımın kendiliğinden geri çekildiğini fark ediyorum.
Gökyüzünün enerjisinden mi, bulunduğum yerin sessizliğinden mi bilmiyorum…
Ama tekrarlayan sohbetlerin, sürekli anlatmanın ve dinlemenin artık yorucu olduğunu görüyorum.
Sanki içimde bir yer bana fısıldıyor:
“Ben sustum, sen de sus.”
İçe çekilmekle geri çekilmek arasında bir yerdeyim gibi.
Ama aslında ikisinin de aynı kapıya çıktığını hissediyorum.
Bu geriye giden bir enerji değil.
Bu, kendiliğinden gelen bir hâl.
İtmiyorum.
Zorlamıyorum.
Germiyorum.
Duruyorsam duruyorum.
Sessizsem sessizim.
Dinleniyorsam dinleniyorum.
Ve en çok da şunu bırakıyorum:
Kendime bile olanı açıklama alışkanlığımı.
Her hâlimi anlamlandırmak zorunda değilim.
Her susuşum bir kırgınlık değil.
Her geri çekilişim bir kaçış değil.
Bazen sadece kendimle yeniden hizalanıyorum.
En derin iyileşmeyi şurada yaşıyorum:
Geçmişim beni kovalamayı bıraktığı için değil,
Ben artık koşmadığım için.
Ve bazen en büyük devrimim şu oluyor:
Hiçbir şey anlatmadan, hiçbir şey ispatlamadan, sadece olduğum yerde kalabilmek.
Nesliji
Görsel: Hang Ryul Park